Yazar Hakkında

Prof.Dr.Nurullah Çetin

Şiirlerim - Makalelerim - Hikayelerim

TÜRK BAYRAĞINA KUMA GETİRMEK

 
Bayrak, sıradan bir bez parçası değildir. Bayrak, bir milletin kendi vatanında, kendi devletinde, kendi bağımsız siyasi iradesini idaresine hâkim kılmasının bir simgesidir. O bakımdan bayrak, istiklâl ve hürriyet demektir. Bayrak, şahsiyet, şeref ve namus demektir. Bayrak, siyasi bağımsızlığın sembolüdür. Hür ve bağımsız bir ülkede tek bir bayrak dalgalanır o da o milletin bayrağıdır. 

Bu bağlamda Türk vatanı semalarında sadece Türk bayrağı dalgalanır. Bu da Türk milletinin millî ve dinî, maddi ve manevî değerlerinin özgürce var olmasının garantisi demektir. 

Necip Fazıl Kısakürek, 11.05.1965 tarihli gazete yazısında Mithat Paşa ile ilgili değerlendirmesinde şu ifadelere yer verir:
“(Mithat Paşa) Tuna valiliği sırasında, Türk bayrağını, hilâlin yanına bir de salip (haç) ekleyerek değiştirecek derecede atılgan ve saldırgan bir din ve milliyet küfrüne düşmekle; Müslümanlık ve Türklük davasında ne düşündüğünü açıkça meydana dökmüştür.” (Necip Fazıl Kısakürek, Çerçeve 3, Büyük Doğu Yayınları, İstanbul 1991, s.196)

 

Görüldüğü gibi Necip Fazıl, Türk bayrağının yanına haç işaretini ekleyen Mithat Paşa’yı Müslümanlık ve Türklük bakımından kâfir ilân etmiştir. Zira Mithat Paşa, Avrupa devletlerinin baskısıyla Osmanlı topraklarında Türk devletinin yanında Hristiyanların da siyasi ve idari anlamda ortak olmalarına göz yummuş ve bayrağımıza kuma getirmişti.

Mehmet Âkif Ersoy da İstiklâl Marşı’mızda:
“Çatma, kurban olayım çehreni ey nazlı hilâl” demişti. Çünkü işgal döneminde vatanımızın değişik yerlerinde, büyük şehirlerde, cadde ve sokaklarda, sivil ve resmî binalarda Türk bayrağının yanına İngiliz, Fransız, Yunan, Amerikan, İtalyan bayrakları asılmıştı. Yani Türk bayrağının eşi, kocası olan Türk milleti, yavuklusu olan Türk bayrağının yanına kuma getirmişti. Türk bayrağı onun için çehresini çatmış, öfkelenmiş ve kızmıştı. Biz de Türk milleti olarak İstiklâl mücadelesini vatanımızın orasına burasına asılmış olan yabancı bayrakları indirmek, bu vatan semalarında sadece Türk bayrağının dalgalanmasını sağlamak için verdik. 

Mithat Paşa zamanının Düvel-i Muazzaması, Millî Mücadele döneminin İtilaf Devletleri, şimdi Avrupa Birliği adını almıştır. Devletler aynı devletlerdir. Şimdi Avrupa Birliği’ne girme sevdasıyla Türk bayrağının yanına Avrupa Birliği bayrakları yeniden ilişmiş, Türk bayrağının kumaları tekrar dönüp dolaşıp gelmiştir. Bu demektir ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasi iradesine Avrupa Birliği ortak olmuş ve siyasi bağımsızlığımız ortadan kalkmıştır.

Şimdi ülkemizin her yerinde bu bayrak resimlerini görmek mümkündür. Düvel-i Muazzama ve İtilaf Devletleri bayrakları dönüp dolaşıp tekrar Türk bayrağının yanına yanaşma olmuşlardır. Türk bayrağı da sığıntı gibi durmaktadır. Belli ki bir zaman sonra Türk bayrağı tamamen iteklenip ötelenecek ve geriye sadece Avrupa Birliği bayrağı kalacak. 

Necip Fazıl’ın ve Mehmet Âkif Ersoy’un öğrencileri olmakla övünen, bu iki şairden bol bol hamaset şiirleri okuyan arkadaşların, bu iki Türk büyüğünün bayrak hassasiyetini ve istiklâl ruhunu anlamadıkları, tevarüs etmedikleri görülüyor. 

Necip Fazıl Kısakürek, bunların Avrupa Birliği’ne girmek adına Türk bayrağını ne hâle getirdiklerini yani siyasi bağımsızlığımızı yok ettiklerini görseydi bunları “bir din ve milliyet küfrüne düşmekle” itham eder miydi bilmiyorum.

Yine Mehmet Âkif Ersoy, Türk bayrağını sığıntı hâline getiren bu resimleri ve bezleri görseydi, federasyon, özerklik, bilmem ne davasıyla eşkıya bayrağının da asılması tartışmalarına ve siyasi tavizlere şahit olsaydı Türk milletini yeniden bir istiklâl mücadelesine davet eder miydi bilmiyorum. 

Bugün Mehmet Âkif de yok, Necip Fazıl da. Ama onların soylu torunları var ve biz, ecdadımızın şehadet kanlarıyla sulayıp bize emanet bıraktıkları bu mübarek vatanımızda ne Avrupa Birliği’nin ne de eşkiyanın bezlerinin dalgalanmasına izin vereceğiz.