Yazar Hakkında

Yusuf Bilge
Isparta Yalvaç doğumlu. A.Ü. Siyasal Bilgiler Fakültesi B.Y.Y.O.'ndan 1975'de mezun oldu. Başbakanlık Personel Dairesi'nde kontrolör olarak çalıştı. Toprak Tarım Reformu Müsteşarlığı Urfa ve Konya birimlerinde Araştırma-Eğitim Uzmanlığı yaptı. İ.Ü. İktisat Fakültesi'nde Sosyal Yapı ve Sosyal Değişme üzerine Yüksek Lisans eğitimi aldı. Balkanlardan Türk Göçleri ve Göç Sosyolojisi konulu tezini hazırladı. Evli ve dört çocuk babası. Şiiri fazlalıklarından arınmış, en üst sanat olarak kabul eder. Ona göre şiir sanatların sanatıdır ve kalıcı olanın peşine düşmelidir. Edebî anlayışı Yahya Kemal çizgisinde 'kökü mâzide olan âtiyiz' özdeyişine yatkındır. Türk Edebiyatı'nı bütün dönemleri ve anlatım biçimleriyle kesintisiz bir süreç olarak kabullenir ve sever. Şiirleri ve yazıları, 1968 den günümüze çeşitli dergilerde yer almıştır. Sıla Boyutu ve Uyan Türk Destanı başlıklı iki şiir kitabı Bilge-Oğuz Yayınevi tarafından yayınlandı...

Şiirlerim - Makalelerim - Hikayelerim

DESTANSI KUT ZAFERİMİZİN 100. YILI ANISINA

DESTANSI KUT ZAFERİMİZİN 100. YILI ANISINA



İnsanları yüksekte tutan: Hatıralardır!
Can verdiğimiz şanlı vatan: Hatıralardır!
Bilmezsen eğer geçmişi, toprakları git, kaz;
Otlarla böceklerde dünün yâdı bulunmaz.
İnsansa bütün asrı aşar hatıralarla
İnsan ona derler ki yaşar hatıralarla…................Nihal Atsız


Kut Zaferi, 29 Nisan 1916’da, Osmanlı Ordusu’nun Irak cephesinde İngilizlere karşı kazandığı her bakımdan çok büyük bir zaferdir. Tıpkı Çanakkale Zaferi gibi...

Basra Körfezi’nin 350 km kuzeyinde, Bağdat’ın 170 km güneyinde bulunan Kut’ül Amare stratejik anlamda, İngilizlerin Bağdat’a yönelmelerinin durdurulduğu ve esir alındığı yerdir.

İngiltere I. Dünya Savaşının başlaması ile birlikte Hint denizinin güvenliğini sağlamak, Irak ve İran’ın Petrol sahalarını ele geçirmek için Mezapotamya seferine çıkmıştı. İlk planda Basra’yı sonra da Bağdat’ı hedef alan bu saldırının başlangıcında hızla ilerleyen İngiliz birlikleri, Selman-ı Pak’ta Türk birliklerine yenilerek geri çekildiler ve Kut’ül-Amare’de savunmaya geçtiler.

Türk birlikleri Kut’ül-Amare’yi kuşatarak İngilizlere yaklaşık beş ay süresince yardım gitmesini engellediler. Kuşatma altındaki İngiliz birlikleri açlıkla mücadele edemeyerek teslim olmak zorunda kaldılar. I. Dünya Savaşı içerisinde İngilizler Çanakkale’den sonra Kut’ül-Amare’de Osmanlı İmparatorluğu’na ikinci kez mağlup olmuşlardı. Osmanlı zaferi savaş içerisinde yankı uyandırırken İngiltere’nin büyük itibar kaybetmesine neden oldu.

Halil Paşa, zafer sonrası ordusuna yayınladığı bildiride bu günün Kut Bayramı olarak kutlanmasını istedi. Kut zaferinin kazanıldığı Osmanlı’nın başkenti İstanbul’da duyulduğunda askeri bando eşliğinde, merkez muhafaza taburları askerleri, ellerinde meşalelerle Beyazıt Meydanına gelerek zaferi doyasıya kutladı. İstanbul halkı, askerin bu kutlamalarına katılarak sevinç gösterilerinde bulundu. Yurdumuzun birçok bölgesinde de kutlamalar coşkulu törenlerle yapıldı.

Çanakkale yenilgisini Çörçil ve Kiçınır, algı yönetimiyle kendi kamuoylarına bir geri çekilme olarak lanse etmişlerdi. Savaşta ilk yenilgiyi Gelibolu’da tadan Kibirli İngilizler ikinci Osmanlı tokadını Kut’ül Amare’de yemişlerdi. Bu öylesine bir şamardı ki İngiltere onun sadmesini hatırlamamak ve hatta hatırlatmamak adına elinden gelen gayreti göstermiş üstelik ilk fırsatta baskı ve desiseyle Türk’ün hafızasından silmenin derdine düşmüştür…

"Bu KUT ZAFERİ de nereden çıktı" demeyin. Üst aklın bir zamanlar nasıl sinsice devreye girdiğine bakın! Yıldönümüne denk düşen 29 Nisan günlü takvim yapraklarında da bahsi geçmez… Çünkü günün tarihinde bu takvimleri hazırlayanların nezdinde kutlu zaferimizin “ Yıldız Sarayı’nın yağmalanması” ve "Serçelerin yavrulama zamanı" kadar bile kıymeti harbiyesi yoktur.

"Bizim Kıbrıs’ta, Ege Adalarında, Balkanlarda, Kafkasya’da, Ortadoğu’da, Kuzey Afrika’da, Ortalık Asya’da ne işimiz olur" diyenlerin, ülkemizin milli çıkar ve haysiyetini es geçerek bağlı oldukları dış güçlerin dümen suyuna girenlerin yazdırdıkları tarih kitaplarında, elbette KUT-SALIMIZ kütleştirilir, izi tozu bırakılmak istenmez.

Kadirşinas tarihçilerimiz, "KUT’ÜL AMARENİN Çanakkale Savaşı’na eşdeğer bir zafer olduğunu yazsalar da, İngiliz tarihçisi James Morris Osmanlı’nın KUT Zaferi’ni, "Büyük Britanya tarihindeki en aşağılayıcı teslim ve hezimet" olarak tanımlasa da, kulaklarına çan tıkayan bilinç yoksunlarının gaflet perdeleri aralanmıyor.

Nesillerimize unutturulan, kutlanmaması için, tarih kitaplarından bile izleri silinen bu tarihi olay, İngilizler için en aşağılık bir yenilgi, bizim içinse sonuçları bakımından en önemli zaferlerimizdendir. Türk Milleti’nin milli misakla ilan ettiği Irak bölgesindeki haklarımızın şehit kanlarıyla yazılmış en muhkem belgesidir. 

Hesap tarihe havale edilmiş ve üzerinden bir asır geçmesine rağmen hala kapanmamıştır. Oradaki cephe, kimi zaman gizli kimi zaman açık bir şekilde sürdürülmekte, milli varlığımızı tehdit etmektedir. Gazi Halil Paşamızın hatıratına “Bitmeyen savaş” başlığını seçmesi, onun ileriye dönük üstün ferasetini göstermekte...

Kut Zaferi, o bitmeyen savaşın şeref madalyasıdır.

Avustralyalı araştırmacı Dr. Gaston Bodart’ın da ifade ettiği gibi bu zafer, İngiliz prestijinin 1. Dünya Savaşında yediği en büyük darbe olarak tarihe geçti.

Gerçi "KUT BAYRAMI" olarak her yılın 29 Nisanında, 1946’ya kadar Ordumuz bünyesinde kutlanıyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrası ülkemizin Kuzey Atlantik İttifakı NATO’ya giriş süreci ve devamında İngiliz dostlarımız gücenir endişesiyle resmen bizlere unutturuldu…

Çörçil’e İkinci Dünya savaşında sorarlar: “Türkler Almanların yanında savaşa girerlerse ne olur?” Cevap: “Kut’un intikamını alma şansımız doğar.” Aradan yirmi beş yı geçmiş de İngilizin karnının şişi hala inmemiş, daha da ineceği sanılmasın… 

1946 yılında İngilizlerin Türk donanmasına ücreti karşılığı verdiği gemi Türkiye’ye teslim edildi. Artık bu dönem sonrası Amerika destekli İngiltere eliyle Türk ordusunun geliştirilmesi gündemdeydi. Altı yıl sonra ülkemizin NATO’ya girmesiyle durum iyice perçinlendi ve “Kut Bayramı” tamamen kaldırıldı. İngilizlerin tarihte hiçbir şekilde hazmedemedikleri bir savaş olan Kut Savaşı’nın izleri böylece yavaş yavaş silinmeye başlanmış oldu.

Sebebi gayet açık ve basitti: İngilizler, Çanakkale Savaşı’ndaki yenilgilerinden daima geri çekilme olarak söz edip başarısızlık kabul etmezken, Kut’ül Amare’deki açık ve net bozgunları hem dünya kamuoyu, hem de kendileri tarafından bilinmekteydi. Bunun izlerini silmek için de bu zaferi görmezlikten gelerek unutturmaları gerekyordu. İngiliz aklı işte...

KUT Zaferi ve bayramı ile ilgili bilgiler okul kitaplarımızdan bile sürgün edildi. Oysa kahraman ecdadımız Irak’ın Selmanı Pak ve Kut bölgesinde İngilizlere Tarihlerindeki en büyük yenilgiyi yaşatarak azim bir ders vermişlerdi. Bu zaferin, ders kitaplarında detaylarıyla işlenmesi durumunda, Türk nesillerine yüksek bir milli bilinç ve özgüven aşılayacağından korkulmuş olmalı…

Din için, devlet için, vatan ve namus için ölen binlerce yiğidin canını verip şehit olduğu, bedeli kan ve canla ödenmiş o kutlu zafer nasıl unutulur?.. Tarihten geçici olarak silinse bile, Türk Milletinin, İslam Ümmetinin ortak aklına ve gönlüne kazınmıştır.

İngilizler Çanakkale’de uğradıkları hezimeti unutamamış yaşadıkları itibar kaybını telafi için Bağdat kapısına dayanmışlardı. 6. Osmanlı Ordumuzun Komutanı, Mirliva Halil Paşa Bağdat savunma hattı sürecinde Townshend kumandasındaki İngilizleri ve yardıma yeltenen düşman birliklerini eze boza hezimete uğrattı. 29 Nisan 1916 günü, Başkomutanları dâhil 13 General, 481 Subay ve 13 bin 300 İngiliz Erat, Osmanlı birliklerince kayıtsız şartsız tutsak alındılar.

Paşa, o gün yalnızca General Townsehend’in köpeği spot’u serbest bıraktı. Bu elbette anlayana sivrisinek saz hükmünde bir kinayeydi. Hatta günümüzün İngiliz muhiplerine bile !.?

Daha da ilginci, İngilizler teslim öncesinde ünlü ajanları Lavrens aracılığıyla Halil Paşa’ya kuşatmanın kaldırılması için neredeyse Osmanlı bütçesine denk rüşvet teklifinde bulunmuşlardı ama civanmert Halil Paşa “Biz baltacı değil kazmacıyız” direk anında reddetmiş ve İngilizleri şartsız teslime zorlamıştı.

Kut-ül Amare savaşı, Türk şanı ve büyüklüğünün bitti denildiği anda, İngiliz kuvvetlerini kutsal gökten bir yıldırım düşmüş gibi çarptı... Bu savaş, güneş batmayan imparatorluğun milli onurunu yerle yeksan etti.

İngiliz hezimeti ve Osmanlı’nın şanlı KUT Zaferi’nden sonra Halil Paşa, 6. Ordu’ya şu mesajı yayımlar:
"Orduma!
Arslanlar!..
Bütün Türklere ve Müslümanlara şeref ve şan, İngilizlere kara meydan olan şu kızgın toprağın güneşli semasında, şehitlerimizin ruhları sevinçle ve gülerek uçarken, ben de hepinizin pak alınlarınızdan öperek cümlenizi tebrik ediyorum.

Ordumuz Kut’u kurtarmaya gelen İngiliz orduları karşısında, 350 subay ve 10 bin erini şehit vermiştir. Fakat buna karşılık bugün Kut’ta 13 general, 481 subay ve 13 bin 300 İngiliz askerini teslim alıyorum. Bu teslim aldığımız orduyu kurtarmaya gelen İngiliz Kuvvetleri de 30 bin zayiat vererek geri dönmüşlerdir. Tarih bu olayı yazmak için kelime bulmakta çok zorlanacaktır.

İşte Müslüman Türkün sebatının, İngiliz inadını kırdığı birinci zaferi Çanakkale’de, ikinci zaferi burada görüyoruz!

Bugünün ismine Kût Bayramı nâmını veriyorum. Umûm Ordunun kıtâatı her sene bu günü tes’id ederken şühedâmıza Yasinler, Tebarekeler, Fatihalar okuyacaktır.”

Muzaffer Komutan konunun önemini yeterince özetlemiş… Evet, Ordumuzun 1. Dünya Savaşında Çanakkale’den sonra kazandığı ikinci büyük zafer Kut’ül Amare’dir. Savaş 29 Nisan 1916’da İngilizlerin şahsında yandaşı devletlerin de kesin mağlubiyetiyle sonuçlanmıştır. Bu sonuç İngilize matem Türk’e bayramdı. Halil Paşamızın ve O’nun emrinde aralıksız 160 gün savaşan şehit ve gazilerimizin, bizlere armağan ederek emanet bıraktıkları KUTLU bir bayram…

1916’daki Kut’ül Amare’yi bir asır sonra anlamak ve anlatmak için zafer sürecini de ayrıntılarıyla bilmemizde dünümüze, günümüze ve özellikle de yönümüze ışık tutacak nice ibretler var.

Bizlere düşen görev, bu kutlu zaferi, hafızalarımızı tazeleyip hakkını vererek, büyüklüğüne yaraşır bir biçimde kavramak ve anmak olmalı…

Kutt’ül Amareyi unutmadık, unutmayacağız, unutturmayacağız.

YUSUF BİLGE
29 Nisan 2016-İstanbul

YAZARA AİT YAZILAR

Yazı Başlığı Tarih Okunma
İSTANBUL'UN ÖN TÜRKÇE ADI UÇ-OĞ-BOLUĞ İDİ 2017-10-27 03:13:11 1502
YÜZYIL ÖNCESİNDE YALVAÇ 2016-11-15 21:11:29 1267
"ANADOLU 10000 YILLIK TÜRK YURDUDUR" 2016-06-10 01:29:01 544
DESTANSI KUT ZAFERİMİZİN 100. YILI ANISINA 2016-04-30 15:57:59 944
ISPARTA'NIN YALVAÇ YÖRESİ EN AZ 15 BİN YILLIK TÜRK YURDU ÇIKTI 2016-01-11 18:14:20 1187
EY TÜRK ÖĞÜN, GÜVEN, ÇALIŞ !.. 2016-01-06 15:40:04 756
ŞAİR SADETTİN KAPLAN'A SAYGI 01.05.2015 253
TÜRKMÂN YÖRÜKÂNI 07.09.2013 336
FUZULÎ RİND-İ ŞEYDÂDUR 11.02.2012 305
DOĞAL GRİP AŞISI 16.10.2011 1510
CENGİZ DAĞCI'yı UĞURLARKEN 24.09.2011 1469
ŞAİR ADAYLARINA TAVSİYE 23.09.2011 1244