Yazar Hakkında

Selim ADIM
Erzurum - TÜRKİYE

Şiirlerim - Makalelerim - Hikayelerim

Öyle Bir Tüter Duman ki...

Geceden beri yağan kar nerdeyse bir metreye ulaşmıştı. Yürümek imkansız,evden ahıra gitmek büyük bir eziyet olmuştu.Akşam lapa lapa ne de güzel yağıyor diye tahayyül etmiş,mekan falan dinlemeden oradan oraya beyaz atların sırtında uçup gitmiştim.

Her düşen kar tanesini taşıyan bir melek olduğunu anlatmıştı ninem. Yağan her kar tanesinin şekli diğerinden farklıymış, birbirine değmeden yağarlarmış.Eğer birbirlerine değseler koca koca kar topları olup insanları hatta bütün canlıları yaşanmaz kılarlarmış.

Kalın ve otoritesi her harfinde ağırlığını koruyan bir sesti beni ayağa fırlatıp tir tir titremeyle beraber soluk soluğa bırakan,heyecanlandıran...

-İbrahammm ,ibrahammm…

İlkokul beşinci sınıfa gittiğim için evin büyük oğlu olarak, babamın baş yardımcısıydım. Bu benim gurur kaynağımdı,lakin her gün aynı işleri yapmaktan bazen bunalıyordum.
İyi de beyaz bir hayal bu kadar kısa sürede çileye nasıl dönüşürdü ? Allah’ım.

Korkulu ve titrek bir sesle;

-Gel-dim, Ba-ba...

- Çabuk kar kürücüyü al, küreği al koşarak gel...Ahır kapısında kapı gibi duran babamın bu sabah ki ilk emir cümleleriydi bunlar...


Ev’in ve ahır’ın damlarında ki karları iki saate yakın sürede kürümüş,bahçeye öbek öbek yığmıştım.Alnımda bulgur bulgur olan terleri,elimin tersiyle silerken...
-Allah’ım nedir her kış yaşadığımız bu çile?...Neden ?...Niye?...Niçin?...

Cevabını bulamadığım, bulmak için sorusunu soracağım tek merci’nin babam olduğunu düşününce vazgeçtim bu düşüncelerden…Aşağıda ki öbeklerde at arabasına atılıp, köyün bir kilometre ilerisinde geniş araziye yığılacaktı. Koşarak ahıra girdim, dert ortağım Kevgir’i dışarı çıkardım. Arabaya bağladım...Kar öbeklerini yine zar zor gücümün yettiğince atmaya başlamıştım ki;

-İbraham çabuk gel buraya... Babam yine emir tellaki eden bu cümleyi biraz daha munis seslendirmişti. Anladım ki,yaptığım işleri beğenmiş...Koşarak yanına gittim...

Babam; ahır’ı temizler,hayvanlara yem verir, sularını içirir ahırın önünde ki tahta sandalyeye otururdu.Her zamanki gibi ayak ayak üstüne atmış vaziyette;

Yeleğinin sol cebinde ki köstekli saatine baktı...

-O ooo saat on olmuş nerdeyse öğlen okunacak ! dedi.


Bu seferde yeleğinin sağ cebinde ki tütün tabakasını çıkardı...Büyük bir özenle sigara kağıdına tütünleri yerleştirdi...Sonra bir ucu kalın,bir ucu ince sarılmış sigarayı iki dudağının arasına alarak iki kağıdın ucunu yapıştırdı. Oltu taşından yapılmış ağızlığını çıkardı, sigarasını yerleştirdi. Muhtar çakmağını yakışı bile bir eda ve ahenk içerisindeydi. Sigarayı yakıp,derin bir duman çekti...

Kaç dakikadır izliyordum babamı bilmiyorum, benim en büyük kahramanımdı o.
Bir an için hayale dalmışım;

En yakın arkadaşlarımla bile biraz cebelleştik mi, sol ayak önde, sağ el cepte poz vari tavıra bürünüp;

-Benim babam ,sizin babanızı döver…Benim Babam Cüneyt ARKIN gibi bir vuruşta üç kişiyi yere serer anladınız mı? yaa…deyip babalarımızı yarıştırırdık çocuk aklımızla…

Ne zaman aldığımı bile hatırlamıyorum, yerden almış olduğum kısa çubuk,taş ve tahta parçası da benim sigara takımımmış …babam ne yapıyorsa onu yapıyormuşum...Ta ki suratımın ortasına yediğim okkalı tokatla yere yığıldığımda elimden yere düştüklerinde anladım…

Gökyüzünde sayacak yıldız bile yoktu.Allah’tan yeni yağmış kar’lı eyvanımız yumuşaktı ve yüzümün haricinde bir yerim acımamıştı.

Ağlamak mı? Erkeksen ağla… Suratımda eminim ki beş parmağının izi duruyordu. Beni taşımakta zorlanan ayaklarımın üzerinde sendeliyordum. Beynimdeki hücreler kavisler çiziyordu. Başım dönüyor,yere düşmemek için kendimle mücadele ediyordum.

-Bana bak İbraham ,Babanın yaptığın deel,dediğin yapacan…

Titrek ve acılı bir ifadeyle…

-Cigara içmek kötü bir şey mi baba ? dediğimi hatırlıyorum…

Annemin içirdiği ayranla kendime gelmişim…

Bu hatıramı konu açıldığında her yerde anlatıyorum. Lakin o gün bugündür o mereti babam gibi ahenk ve teferruatla içmiyorum ama günde iki pakete yakın içiyorum.Babam yetmişini aşmış,akciğer kanseriyle mücadele ediyor...

Ben mi?

Evde sigara içmiyorum.Lakin kokusunu gizlemek için sürdüğüm parfümler bile kokuyu gidermede acziyet yaşıyor.Çocukluğumda yaşadığım bu olayı babamın bana attığı tokat’ın günümüz versiyonuyla dokuz yaşında ki kızımın başını okşaya okşaya anlatıyorum.

-Baba

-Söyle kızım.
-Bana bir söz verebilir misin?
-Ne olduğuna bağlı...
-Sigarayı benim hatırıma bırakır mısın?
-Neden?
-Bak dedem akciğer kanseri olmuş,senin de olmanı istemiyorumda ondan...
-Haklısın kızım,bırakacağım bu illeti…
-Hayır baba, bırakacağım değil bıraktım demelisin...

-Sana söz veriyorum kızım,bir daha içmeyeceğim.

Sigara mı? Artık o benden ben ondan ayrı…Dört ay’ı geçti sigarayı bırakalı...

Kızım ve ben sigarasız bir hayatta daha mutluyuz.Çok şükür Allah’ıma ….


 


Yorumlar

Yorum Bulunamadı