Yazar Hakkında

Kemal DOĞANAY
Tokat - TÜRKİYE
Kendisi Hakkında Yazdığı k.doğanay HAYATI Türk Edebiyatçılar ve Kültür Adamları Ansiklopedisi şairimizin yaşam öyküsünü şöyle vermiştir; Şair.1954, Karaşeyh Köyü/Zile/Tokat/ doğumlu .İlkokul’u köyünde, Ortaokulu Zile’de okudu. Tokat Öğretmen Okulu (1972) ve AÖF iktisat Bölümü (1988) mezunu. 1972 yılından itibaren Kastamonu, Ankara, Tokat ve Almanya’da görev yaptı. Mesleğindeki Başarılarından dolayı ödüller aldı. Evli ve üç çocuk babası. Yazı ve şiirleri; Bozkurt Dergisi’nde başlayarak, Ortadoğu, Millet, Her gün,Tercüman,Türkiye, Cide Postası, Zile Postası (23 yıl yazdı) Gazeteleri ile Öncü, Milliyetçi Yol, Hakses, Diyanet, Eğitim Alanı, Çağdaş Eğitim, Kümbet, Memleket ( Yayın Kurulunda),İnsanca,Dost,Tribün ( Baş Yazarı),Dergilerinde yayımlandı. Cıvıltı adlı Çocuk Gazetesi’nin Genel Yayın Yönetmenliğini yaptı. Türkiye Yazarlar Birliği Üyesidir. ESERLERİ; 1.Elif Ana ( Çocuk Hikayesi ) 2.Sevda Şiirleri ( Şiirler ) 3.Can Eriği ( Çocuk Şiirleri ) 4. Akıncıların Ruhu ( Roman _Tefrika). Kemal DOĞANAY

Şiirlerim - Makalelerim - Hikayelerim

SİYAMİ YOZGAT VE USAT ROMANI ÜZERİNE

                                         BAŞLERKEN

    Siyami Yozgat 1958 Yozgat Saraykent/Dedefakılı Köyü’nde doğdu.İlkokulu doğduğu köyde,ortaokulu Akdağmadeni’nde,Öğretmen Okulunu Ordu Perşembe ve Trabzon’da okudu.Önce şiirler yazmaya,sonra karikatürler çizmeye ve sonunda da roman yazmaya karar verdi.

     Biz de derler ki;”Oğlan dayıya,kız halay çekermiş.”Siyami’nin dayısı da S. Ahmet Yozgat  öğretmen,yazar ve çizer.Onun da Türk Edebiyatına ve Çocukların Dünyasına kazandırdığı bir çok eseri var.Yeğeni de öyle…Ama yine derler ki,”Boynuz kulağı geçer.”Siyami’de dayısını kat kat geçti ve art artda iki dev eser yayınladı.İşte bu iki dev romanın birincisi “USAT”.

        USAT/Yozgat İsyanı’nın Romanı’dır der ve yazar söze başlar.Yazarı yakınen tanıdığım için O’nun her konuşması bir şiir ve her çizgisi bir olay anlatır.Bu yüzden olsa gerek ki;

      O güzel insanlar,su gibi akıp gittiler.

      Kayan yıldızlar gibi birer birer.

       Var mıydı,yok muydu kayıtlarımızda

      Ülkemin unutulmuş güzel insanlarına…

      Diye söze başlar.İnsanın kendisi ve düşünceleri güzel olunca sözleri ve yazdıkları da güzel oluyor.Yazar böylesine güzel biri ve yazdığı roman da güzel.

       Usat-Ankara’da basılmış.2010 Yılında Yozgat’ta bulunan Kün Yayıcılıkta 1.no’lu Roman olarak yayınlanmıştır.Kün Yayıncılığın başka yayınları da vardır.

    Kitap 590 sayfa.İki bölümden oluşuyor.1.Kitap 46 başlık,2.Kitap 20 başlık veya bölüm.

    Birinci Kitap Yozgat İsyanı ve İsyanın ele başları olan Çapanoğullarını,ikinci kitap Zile İsyanı ve Aynacıoğullarını anlatıyor.Bunlar elbette ayrı eşkiyalar değil,birbirleriyle bağlantılı ve iç içe girmiş isyancılar.Ve aynı isyanların devamı…

     Yozgat ve bizim (Zile havalisi) çevresinde bu Çapanoğlu isyanı için söylenmiş bir söz var,yazmadan geçemiyeceğim;

        “Hangi taşı kaldırsan altından Çapanoğlu çıkar.”derler.Bunun anlamı Çapanoğulları’na katılan eşkiya (usat) nın  çokluğunu belirtmek ve halka ne kadar zulüm yaptıklarını açıklamak için söylenen sözdür.

                                         1.KİTAP

       Birinci kitap “İsyan Sadır Oldu İse…”diye başlar ve “Sen Çapanoğlu Halit Beyin Oğlusun Allah’tan Başka Kimseden Korkma!..”bölümyle biter.

      İkinci kitap ise “Deveci Dağı’nın Kayaları da Toprak Rengidir Bulutları da..” diye başlar ve “Beni Deveci Dağı’nın Soğuğu Biti Teslim Aldı…”İfadeleriyle sona erer.

      Gelelim kitaba!...

     Usat’la yeni bir destan yazılıyor.Yeni bir Efsane Doğuyor.Zaten Deveci Dağı Efsanesi vardı,şimdi daha da güçlenerek Türk Edebiyatı Tarihi’ne giriyor.Tıpkı Ağrı Dağı Efsanesi,İnce Memet Destanı gibi..

      Bu roman Yozgat’ta Çapanoğulları’nın,Zile’de Aynacıoğullarının Efsanesi’dir.Efsane her zaman iyi olmaz,kahramanlık hikayelerine dönmez bazen acıklı ve kötüde olabilir.İşte bu Yozgat ve Zile İsyanları’nın amacı kendilerini haklı göstererek,devlete ve millete, hem de en kötü günlerinde baş kaldırmaktır.Bu romanda  olduğu gibi eşkiyalar(usat)da efsane olur.Ve onlarında romanları yazılır.Tıpkı depremin,felaketin,cinayetin destanı yazıldığı gibi…Bu da öyle bir destan!Ama usta bir yazarın anlatımıyla,dev bir eser.

       Sinemaya aktarılsa,dizi filmler yapılsa yeridir.Yüzlerce eser okudum ama Siyami Yozgat’ın ki gibi akıcı,şiirsel,destanımsı ve işin en güzel yanı olayları çarpıtmadan tarihi hakikatlerle ele alan o çevrede doğan,büyüyen ve yaşayan biri olarak her şeyi yerli yerinde kullanan eser az gördüm.Canlı,doğru,akıcı ve yaşandığı gibi yazıyor,anlatıyor.Sık sık hikayelerini dinlediğimiz,buralarda yaşadığımız,Köhneyi,Yozgat’ı ,Zile’yi günlük gezdiğimiz,hemen dibindeki Kızılcin Köyü’nde görev yaptığımız yerleri ele aldığından bizi alıyor,geçmişe,Kurtuluş Savaşı günlerine götürüyor.

     Cahit Kulebi’de Zile de Deveci Dağı’na yakın bir köyde doğmuş.Çocukluğunun bir kısmı Zile’de geçmiş.Onun için bir şiirin de;

       “Benim doğduğum köyleri

         Akşamları eşkiyalar basardı…”Der.

       O zaman köyleri eşkiyalar basardı.Benim Köyüm Çekerek Irmağı kıyısında Çekerek’e yakın Karaşeyh Köyü’dür.Hala babam anlatır.Kurtuluş Savaşı zamanında köyden eşkıya çıkmış.Önce köyü eşkiyadan ve hırsızlardan korumak için.Haklı sebeplerle silah kuşanılmış.Amma daha sonra hepsi kanlı birer eşkıya gurubu olmuşlar.Neyse ki bu eşkiyaların büyük bölümü cahil oldukları için zamanla birbirlerinin düşmanı olmuş,kışkırtmalarla da olsa arkadaşlarını vurarak temizlemişler.Böylece zamanla eşkıyanın kökü kazınmış.

   Tıpkı ikinci kitapta geçen eşkiyaların mal paylaşımı için arkadaşlarını vurdukları gibi..Eserde denilen gibi,”Herkesin içinde bir eşkiyalık vardır!..”Önemli olan onu dağa çıkarmak değil,terbiye edebilmektir.

     Yozgat’ın Beyleri’nden Çapanoğulları ve önce haklı olan daha sonra ise zulmeden Zile’de Aynacıoğlu Mehmet ve kardeşleri içlerindeki eşkiyayı(yani nefislerini)terbiye edemedikleri için dağa çıkmışlar.İçlerindeki eşkiyalık ruhlarını terbiye edemediler.Tokat,Yozgat,Çorum ve Amasya havalisine  büyük zararlar verdiler.Bu zararlardan en çok zulmü Yozgat ve Zile çevresi çekti.Deveci Dağı eşkiyaların yurdu oldu.Buraları usat’ın yuvalarına çevirdiler.Ama bu Yüce Allah, onları hiç hoş görmedi.Analarından emdikleri süt, fitil fitil burunlarından geldi.Bir çoğu yazarın dediği gibi “Yağlı Kurşunlara geldiler!”Kökleri kurudu.Dünyada ve ahrette yatacakları yeri kalmadı.Çoluğu-çocuğu perişan oldu.Ne ise!..

    Biz gelelim yine romana…

    Yazar Aynacıoğlu Mehmet’i överken aklıma o devirlerde yaşanmış bir değirmen olayı geldi.

     Kış günü.Her yer kar ve soğuk.Çevre köylerden gelen herkes sıra bekliyor.Sırası gelen buğdayını ya da ne getirdiyse onu öğütecek, gidecek.Değirmen Zile’nin ilk Kaymakı olan Kamil Paşa’ya ait.Karagöl Çiftliği yanında,Çekerek Irmağı kıyısında.Değirmeni bir Ermeni Usta çalıştırıyor:Kış geceleri uzun,herkes başından geçenler veya bildiği hikayeleri anlatıyor.O devirde de yazarın dediği gibi en çok Hz.Ali Cenkleri anlatılıyor.Ortada kocaman bir ateş yanıyor.Etrafını köylüler çevirmiş,oturuyor.Ellerini ve ayaklarını ısıtıyorlar.Değirmen büyük.Hava soğuk.Köylünün biri anlatmaya başlıyor;

---Hey yavrum heey…Hz.Ali’nin bir atı var adı Düldül.Elinde Zülfikar kılıcı.Binmiş Düldüle,çekmiş Zülfikar kılıcı.Salmış düşmanın içine atını.Atta atmış ha!..Bir ayağı mağripte diğeri maşripte!..Yiğit mi yiğit?..

     Ermeni Usta’nın canı iyice sıkılmış.Nihayetinde dayanamıyor ve soruyor?

---Ya diyor,deeh deyince nereye gidermiş?Ses yok.Çıt çıkmıyor!..

     Yazar da bu romanda zaman zaman da olsa böyle sözlere çok yer veriyor.Adamın çizmesinin içi kurşun doluyor.Ama bir tanesi bile işlemiyor.Gongre askerleri ile yapılan çarpışmada üç tane atı ölüyor ama Aynacıoğlu’na kurşun işlemiyor ve de sağ kurtuluyor.Atatürk bile eşkıya başı Aynacıoğlu’na hayran oluyor…

         Bu da yazarın derin hayal gücü.Eski destanlardan ve cenknamelerden esinlenerek  yazılan kahramanlık hikayeleri.

        Şimdi gelelim ikinci kitaba!..

                               2.KİTAP

    Doğa ve insan..Kaderlerini birleştirmek için her zaman bir yol bulabilmiş iki kadim dost…Diye başlıyor.

     Uzun uzun eşkiyaları,yaşadıklarını, gelmiş ve geçmişlerini geriye dönük anlatıyor.Aslında Deveci Dağı’nın  bir yüzü Akdağ,diğer yüzü Zile Ovası’dır.Kümbet Ovası’da geniş bir yay çizer.

     Ve yazarın çocukluğu da Akdağ taraflarında geçer.Doğduğu, yaşadığı yerler buralardır.Onun için oraları avucunun içi gibi bilir ve tarif eder.Nene’si buralarda yaşamış,buralar da çocuklarını büyütmüş,yüzlerce kez eşkiyayla karşı karşıya gelmiş,kocasını da böyle zamanlarda kahbe bir kurşunla kaybetmiştir.O yaşadığı günleri,çektiği çileleri adım adım anlatmıştır.Yazar nenesinden her detayı en ince ayrıntısına kadar,o günün konuşmaları ile dinlemiş,beynine nakşetmiştir.Kara kaplı defter olmasa da  Siyami Yozgat zaten bunları ezbere bilmektedir.Tabii o gün tutulan ve nenesinin saklayıp torununa verdiği defterinde payı büyüktür.

   Benim çcukluğum  Zile Ovası’nda geçti.Çapanoğulları’nı bilmesem de Aynacıoğuları’nı bilirim.Kendilerini görmediysem bile çocuklarını,torunlarını bütün Zile bilir.Deveci Dağı’na çıktım.Her yeri seyrettim.Karış karış gezmesem de çok yerini gördüm.Neler yaşandığını dinledim.Hala çocukken anlatılan eşkıya hayalleri gözümün önüne gelir.Ve geceleri küçük yaşta rüyalarıma giren eşkiyaları hatırlarım.Zile bu eşkiyalar yüzünden topa tutulup yakıldı.Yüzlerce iyi insan öldü.Yozgat ve Zile İsyanları oldu.Eşkiyalar yüzünden çok çile çekildi.Bir tarafta Kurtuluş Savaşı gibi (var veya yok olma savaşı) verilirken diğer tarafta bu devletine,dinine,bayrağına ve vatanına bağlı insanlarla uğraşılmak zorunda kalındı.Aşağı tükürsen sakal,yukarı tükürsen bıyık hesabı zor günler geçirildi.Bir tarafta günlük tepelerinde eşkıya zulmü,diğer yanda devletin jandarması.İki ara bir derede kaldılar.Bu çevrenin insanları çok çekti.Çook!..Haklı mıydılar? Hayır?..Haksız mıydılar?Hayır?..

      Velhasılı değerlendirmeyi biz,okuyuculara bırakmış yazar!..

    Siz bu romana;

        İster Deveci Dağı efsanesi deyin,

İster Çapanoğulları,

Veya Aynacıoğulları Destanı deyin.

Hepsi doğru ve gerçektir.

                             SONUÇ

            Bu isyanı asıl başlatanlar;Yozgat’ta Çapanoğlu Celal Bey,Zile’de Postacı Nazım olmuştur.

            Daha sonra İsyana Celal Bey’in kardeşleri Edip Bey ve Halit Beyler’de katılmıştır.İsyanın asıl elebaşı olan Celal Bey unututlmuş,isyanın bütün acısını ve sıkıntısını Halit Bey çekmiştir.

            Zile İsyanı’nı başlatan Postacı Nazım unutulmuş,isyan Aynacıoğlu Mehmet ve  yanındaki eşkıya  gurubu  Katil İlyas,Celepoğlu,Küçük Ağa’ya kalmıştır.Bütün sıkıntı ve acıları bunlar çekmişlerdir.

          İsyana Türk,Kürt,Çerkez,Ermeni herkes katılmış,bütün bu kötü insanlarda cezalarını çok acı şekilde çekmişlerdir.

          Alevi,Sünni,başka din ve mesheplerdende olsa hiçbir ayırım olmamış,tekmil kökü bozuk,niyeti bozuk,insanlar bu isyana katılmış,destek vermişlerdir.Yani devir çok acı ve elim geçmiştir.Kurtuluş Savaşı gibi bir savaş varken,eşkıya her yeri teslim almaya çalışmış,neyse ki başarılı olamamıştır.

       Gelelim sözün sonuna!..

       Usat, zaman zaman destanımsı anlatılsa, bazen ağır zamanın dili yazılsa,bazı ufak tefek hatalar olsa da gerçekleri yazıyor ve güzel bir roman.Türk Edebiyatı’na kazandırılmış şahane bir eser.Yazarı gönülden kutluyorum.Ve sözü bitirmeden önce ikinci romanında buluşmak üzere herkese selam ve sevgilerimi sunuyorum.

 

Kemal DOĞANAY

 

        

     


Yorumlar

Yorum Bulunamadı