Yazar Hakkında

Prof.Dr.Nurullah Çetin

Şiirlerim - Makalelerim - Hikayelerim

EMPERYALİZMİN MODERN TEZGÂHINA KARŞI TÜRK-İSLAM TOPARLANIŞI

 

Avrupa’sı, Amerika’sı bütün Batı dünyası, ta Roma imparatorluğundan bu yana kendisini merkeze alarak kendi dışındaki dünyayı esir alma, sömürgeleştirme, yağmalama, soyup soğana çevirme faaliyetleri içindedir. Bunun adı emperyalizmdir. Batı, müspet bilimle teknoloji, bilim ve silah gücünü ele geçirdikten sonraki süreçte bu saldırgan azgınlığını iyice artırmıştır. Önce doğrudan işgal ve sömürgeleştirme işine girdi, sonra modern usullerle dolaylı sömürü ve yağmalama sistemini sürdürmeye devam etti. Son yıllarda izlediğimiz olaylar, emperyalizmin yeni yüzüdür.

Renkli devrimler ve Arap baharı gibi adlar altında yaptığı işler, Haçlı Batı emperyalizminin sömürgeleştirme sisteminin yeni şeklidir.

Saddam Hüseyin, Kaddafi, Hüsnü Mübarek, Tunus diktatörü, Suriye tilkisi Esed ailesi gibi diktatörleri müslümanların başına şef tayin edip belâ eden aynı Haçlı emperyalist Batıdır. Onları yıllarca iş başında tutan, besleyen, koruyup kollayan aynı batıdır. Ancak zaman değişti, şartlar başkalaştı, diktatörlerin son kullanma tarihi bitti ve yeni bir oyun denedi. O da bunları halkına zulmeden diktatör ilan edip demokrasi ve halklara özgürlük adına ayaklanmalar tezgâhlamak. 

Bu bağlamda mevcut yönetimlere muhalif olan kesimleri etnik, mezhepsel, kabilevî, coğrafi ayrılıklarını körükleyerek onları her türlü para ve silah desteğiyle örgütleyip ayaklandırdı, ayaklandırmaya devam ediyor. Bu tezgâhı başarılı oldu. Irak’ta, Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta kendi getirdiği diktatör şefleri alaşağı etti, yerlerine muhafazakâr demokrat şefler, ılımlı İslamcı işbirlikçi, taşeron uşaklar, demokrasi tezgâhıyla üretilen yeni köleler, yeni memurlar getirdi. Bu tezgâh ve oyun henüz tamamlanmadı, devam ediyor. Sırada Suriye var, İran var, Türkiye var ve diğer İslam ülkeleri var. Suriye’ye girecek kendisi giremiyor, Türkiye’yi itekliyor. İran’a girecek giremiyor, Türkiye’yi fiştekliyor. Nasıl olsa Türkiye enayi, üç beş kuruş sıcak para ver, bir iki cilalı, süslü laf söyle, sen büyüksün, Orta Doğu’nun liderisin falan de, sal Suriye’nin üstüne, sal İran’ın üstüne. Büyük Şeytan Amerika’nın ve onun fino köpeği İsrail’in taktiği bu. Müslümanı Müslümana kırdırmak, sonra da gelip çullanmak. Bu arada şunu da söyleyelim. Elbette Beşar Esed diktatörü gönderilmeli ama Haçlı Batının emriyle ve yönlendirmesiyle değil. Elbette İran’daki esir Türkler özgürleştirilmeli, bütün Azeri Türkleri birleşmeli, ama Amerika’nın keyfine göre ve isteğiyle değil. Türk-İslam dünyası kendi işini kendi bağımsız iradesiyle ve kendi projesiyle görmeli. Biz Amerika’nın ya da başkasının taşeronu olmamalıyız.

Arap baharı adı altındaki ayarlanmış ayaklanmalar sonucu yeni süreçte emperyalist Batı, akbabalar gibi hemen İslam ülkelerinin yer altı yer üstü zenginliklerine üşüştüler, aralarında paylaştılar ve iri butlar halinde yemeye başladılar. Tek dişi kalmış bu batı canavarının yağma tezgâhında Türkiye, sadece aracı ve taşeron oldu, sırtı sıvazlandı. Sen Orta Doğunun lideri olacaksın, haydi koçum öne atıl, gir, saldır denildi. Türkiye büyük ülke diye lanse edildi, gelişen, büyüyen ülke denildi ve kullanıldı. Hâlâ da kullanılmaya devam ediyor. Suriye’ye karşı tavrı bunun açık kanıtı. Bu kullanılma aşamasında Türkiye’nin eline hiçbir şey geçmedi, ayazda kaldı. Biz mazlumların yanındayız, maddi anlamda bir şey istemiyoruz, sadece İslam ümmetini diktatörlerden kurtarıyoruz, demek gibi bir züğürt tesellisiyle avunuyor. 

Ama İslam ümmetinin gerçekte özgürleşmediğini, yerel diktatörlerden kurtulup küresel çete diktatörlerinin tasallutu altına girdiğini, müslümanlar için değişen bir şeyin olmadığını söylemiyor. Eskiden Müslümanların zenginliğini kişisel olarak Saddam, Kaddafi, Mübarek, şu bu yağmalıyordu; şimdi de emperyalist Haçlı Batılılar yağmalamaya başladı. Müslüman halk için değişen ne oldu? Ne olacak? Kimse sormuyor. Ayrıca Amerika bu İslam ülkelerine kendi kokuşmuş tüketim ve eğlence kültürünü ve Hristiyanlık propagandalarını, misyonerlik çalışmalarını boca etmeye başladı. 

Batılılaşarak batıllaşma süreci o kadar yoğunlaşmıştır ki Müslümanlar bu Arap Baharı zırvası sonucunda hem petrollerinden, hem de diğer ekonomik kaynaklarından oluyorlar, hem batının çöplüğüne pazar oluyorlar, hem de kültürlerinden ve dinlerinden oluyorlar, olacaklar. Bu bir kehanet değildir. Bir süre sonra anlayacaklar ki Avrupa ve Amerika kurtarıcı olarak geldi, Müslümanlara gözünüzü kapatın dedi, uyuttu, size demokrasi getireceğiz, özgürlükler getireceğiz dedi, sonra ellerindeki İslam’ı, Kur’an’ı ve ekonomik zenginlikleri aldı, boş kalan ellerine de sadece yoksul bir özgürlük ve İncil verdi. Olacağı budur.

Büyük şeytan Amerika, Doğu Türkistan Türklerine de benzer oyunu oynuyor. Çin zulmüne karşı onları tahrik ederken bu işi Türkleri çok sevdiği için yapmıyor. Amerika, Türklerin kara kaşına kara gözüne hayran değildir. Amerika, Doğu Türkistan Türklerini zalim, katil, komünist, dinsiz Çin zulmüne karşı kışkırtırken bir beklenti içerisindedir: Çin yerine Doğu Türkistan zenginliklerini kendisi yağmalamak. Amerika’nın derdi Doğu Türkistan Türkünün özgürlüğü falan değildir. Amerika’nın derdi Doğu Türkistan’ın maddi zenginlikleridir. Doğu Türkistan’ın kurtuluşu, Çin zulmünden çıkıp Amerika tasallutu altında kıskaca girmek değildir. Bir zalimden öteki zalime teslim olmak, özgürleşme değildir. Amerikan bayrağı önünde Amerika tarafından korunup kollanan bir kadının nutuk atması ile Doğu Türkistan kurtulmaz. 

Doğu Türkistan’ın özgürleşmesi ve kurtuluşu, bütün Türk dünyasının birleşmesi ile gerçekleşecek olan Turan Türk birliğinin işe el atması ile olacaktır. Turan birliği kurulduktan sonra esir Türklerin tamamı kurtarılacak ve özgürleştirilecektir. Ciğeri sağlam Türk, buna inanır. Bu dediklerimizi biz birçok kez tarihte tekrarladık, yaptık, gene yapmaya muktediriz. Mesela koca Osmanlı Devleti tarihini dikkatle inceleyin, ne dediğimiz anlaşılacaktır. 

Bugün Türk’ün tek sorunu, kendine olan güveninin, inancının, cesaretinin ve ümidinin bilinçli bir projeyle yok edilmiş olmasıdır. Kendine öz güveni tamamen yok edilmiş, Amerika ve Avrupa Birliğine ya da başka bir emperyalist devlete sığınmaktan başka çare göremeyen sığ görüşlü, mankurt kişilikli zavallı ibişler, buna hayal ve ütopya diyeceklerdir. Zaten hep onların atmosferimize yaydığı bu ümitsizlik, çaresizlik zehri yüzünden bu hâldeyiz. Onların sünepelikleri, kişiliksizlikleri, ufuksuzlukları sayesinde böyle rezil kepaze hâldeyiz. Turan birliğini kurmak ve esir Türkleri kurtarmak, imkânsız ve zor değildir. Şu anda Türkiye bile eğer yüzde yüz yerli, istiklalci ve millî bir yönetime sahip olsa, Çin’e karşı yaptırım uygulayabileceği birçok kozlara sahiptir. Ama mevcut yönetimin Türk diye bir derdi, milliyetçilik gibi bir davası olmadığı için bu işlerle ilgilenmiyor.

Aynı Amerika ve Avrupa Birliği, Türkiye’de de etnik ve mezhep ayrılığını, dindar-seküler karşıtlığını sürekli tahrik ederek bu karşıtlıklar üzerinden çatışmalar çıkararak ülkemizi kolayca işgal etmeyi planlamaktadırlar. Etnik ve mezhep savaşı içinde birbirine düşmüş bir Türkiye’ye Amerika ve diğer Haçlı Avrupa, kurtarıcı rolünde, barış gücü adı altında gelecek ve buraya hâkim olmak isteyecektir. Emperyalist Haçlı Batı, ülkemizde Türk millet birliğini parçalamak için demokrasi adı altında Kürtçülük, Çerkezcilik, Lazcılık gibi etnik köken ayrılığı üzerinden kışkırtıcı, destekleyici, açılımcı çalışmalar yapıyor. Alevicilik bağlamında himaye eder, destekler görünen şeytanî politikalar uyguluyor, dindar-seküler karşıtlığına dayalı kışkırtmalar yapıyor. Bütün bunlar, hep “böl-parçala-yut” politikasına bağlı stratejik oyun ve tezgâhlardır. 

Demokrasi adına Kürtçülük, demokrasi adına Alevicilik, demokrasi adına Atatürk ve cumhuriyet düşmanlığına dayalı dincilik yapan arkadaşlar, bilerek veya bilmeyerek emperyalizmin bu tezgâhına gelmiş oluyorlar. Bu oyunun farkına varmasını beklediğimiz milletimizin toptan hangi etnik kökene, hangi mezhebe ait olursa olsun, hangi hayat tarzını benimsemiş olursa olsun “hepimiz Türk’üz, hepimiz Müslümanız” demesi ve bu şuuru diri tutması, ülkemiz üzerindeki bütün emperyalist oyunları bozacaktır. 
Çünkü ülkemizde yaşayan bütün etnik topluluklar, çok çok azı müstesna olmak üzere Müslümandır ve sosyolojik, hukuki ve kültürel millî kimlik olarak Türk’tür. Hatta Fener Rum Patriği Bartelemous bile bu anlamda biz Türk’üz, Anayasadan Türk tanımı ve Türklük değerleri çıkmasın diyor. Dolayısıyla yetmiş beş milyon insanımızın “hepimiz Türk’üz, hepimiz Müslümanız” demesi zor ve kötü bir şey değildir. Tek bir millete ait ve mensup olmanın gururunu onlar da yaşasın. Biz bundan sadece mutluluk duyarız. Ama “bana Türk derseniz bu benim etnik kimliğime hakarettir, ben başka bir millettenim” derse bu tavır bölücülüktür, ayrımcılıktır, emperyalistlerin bölme ve çatıştırma oyununa gelmek olur. Hatta dinsiz ve dine uzak olan insanımız bile kültürel, sosyolojik, geleneksellik bağlamında Müslümandır. Müslümanca bir toplumsal kültürün içinde yaşarlar.

Emperyalist Haçlının bütün İslam dünyasına dönük olarak uyguladığı tezgâhlarının genel adı “Büyük Ortadoğu Projesi”dir. Yani Doğu İslam coğrafyasının küçük küçük parçalara bölünmesi, demokrasi adına tam bir karmaşa içine sürüklenmesi, enerjisini kendi kendisi ile uğraşarak tüketmesi ve sonra da kolayca emperyalizme teslim olmasıdır. Bu projeye karşı dünya çapında Türk ve İslam birliği tek çözümdür. Bütün Türkler ve diğer Müslümanlar olarak hep beraber bütün enerjimizi bu birliğin gerçekleşmesi için harcamalıyız.